Sayfalar

Engin Çeber’in Unutulacak Ölümü


tanımıyorum onu,
milyonlarca gazete kupüründen biri
birkaç saniye göz göze kalmanın dışında
tanımıyorum Engin Çeber’i,
aynı hüzünlü saniyeyi
maske maske dolaştırıyoruz ölülerin yüzünde
adı ergin miydi acaba? “c”yle mi başlar yoksa soyadı?
ölüme ne zaman alıştık böyle,
yaşam ne zamandır
bir yabancı dilde aranan tanıdık sözcük?
                   
sormadım Engin Çeber kimdir, merak bile etmedim…
bu olsun benim de suçum
herkesin payına düşecekse
günahların ortak yumağından birer parça

bu olsun
eğer kurulu bir saat gibi vahşeti vurup duruyorsa yalan
o kendimden bile gizli bin başlı ejder
o törensel hiçlik, avuntu şurubu
duasına çıktığımız o yağmur karası,
unutkanlık bulutu o
aklımın kuklacısı, gardiyanı kalbimin,
damarda akan renk
sonbahar kokusunda taşıdığım o yalan;
üzerine bastığım yalanlardan toprak parçası
o çok sevdiğimiz kara ve gri topraksa
suçuma ortak etmeliyim herkesi.

eminim ölmekten değil
neden öldüğünün anlaşılmamasından korktu
bu örttü devrimin uykusuz gecesini gözlerinde
yarıda kaldı tarihte okuduğu o serüven
bu yalnızlık Engin Çeber’in değil
bizim yalnızlığımız
ve kalbimin esareti, o da hepimizin.

son baktığın eşyaya dokunup, son sözcüklerini bilsem
ya da ne zaman güldüğünü en son?
-arkadaşların güleçti diyor-
şapkan ne zaman düştü başından?
hapishane girişinde çekilen resimde başın açık
-oysa hiç çıkarmazmışsın-
ve ne düşündün en son, eski sevgilileri mi?
baban için mi endişelendin kendini unutup
gidip arife günü gelecekmişsin –öyle diyor baban-
yoksa “bir çıksam şuradan” diye iç mi geçirdin?
-hayat doluydu diyorlar senin için-
tanımıyorum ki seni engin, öyle miydin,
seviyor muydun o kadar yaşamayı?

yine de göze aldın demek, -öyle demişsin-
yoksa bir gazete kupüründe bu kadar üzemezdi bizi
bu tanımlayamadığım koca boşluk
senin önümüze bıraktığın,
kedere, küfürler arasına açtığın
sevgiye, sözlere, kırmızı karanfillere
kırmızı karanfilden tabutunu taşıyan onlarca ele
onlarca elin sıcaklığına rağmen
ısınmayan bedeninden kalan bu güzelim boşluk
çekmezdi içine bizi

hayat doluydun, kesinlikle
-bunu demeselerdi de bilirdik-
birazdan dolaptan bir şapka çıkaracağım
şapkasız çektikleri son fotoğrafın önümde
acaba ona benzer bir şey miydi taktığın?
bak işte, yine de tanımıyoruz hâlâ seni
seni ve engin çeber’in
unutulacak ölümünü



30 Kasım 2008